696 SAYILI OHAL KHK’SI HAKKINDA BASIN AÇIKLAMASI
Tarih: 25.12.2017| Okunma Sayısı: 269

 

696 SAYILI OHAL KHK’SI HAKKINDA BASIN AÇIKLAMASI

 

696 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede diğer OHAL Kararnamelerinde olduğu gibi Anayasamız ile ‘’Hukukun Evrensel İlkeleriyle bağdaşmayan, Savunma Hakkını, Adil Yargılamayı ortadan kaldıran, insan onuruna aykırı ve devleti, hukuk devleti olmaktan çıkartan” bir takım yeni düzenlemeler yer almaktadır.

 

696 sayılı KHK’ nın birçok maddesi Hukukun Evrensel İlkelerine aykırı olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na da açıkça aykırıdır. ​OHAL kapsamında, OHAL’le ilgisi olmayan konularda, Kanun Hükmünde Kararname çıkartılması, Yasamanın (TBMM)’ nin yok sayılması anlamına geldiği gibi, Anayasamızın kuvvetler ayrılığı düzenlemelerinin çiğnenmesi anlamına gelmektedir.

 

Anayasa Mahkemesinin 1996 tarihinden sonra 2016 yılında eski kararından rücu ederek “ OHAL KHK’larının içerik olarak Anayasa’ya uygun olup olmadığını denetleyemeyiz ’’ şeklindeki “Hukuka ve eski kararlarına aykırı” bir karar vermesi, Anayasayla kendisine verilen Yargı görevini yerine getirmemesi, Yürütme erkinin Anayasamızın ruhuna ve amacına aynı zamanda Hukukun temel ilkelerine aykırı KHK’lar çıkartmasının önü açılmıştır.

 

Yürütme erkinin,  Hukuka ve Anayasamıza aykırı KHK’ları gerek anayasamız gerek ise evrensel hukuk kuralarına uyma kaygısı duymadan çıkartılarak gerek yasama gerekse yargıyı yürütmeyi denetlenemez hale getirmiştir. Bu durum Anayasamız ile teminat altına alınan kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırıdır.

 

Son kararnameyle yapılan düzenlemeler karşısında Anayasa Mahkemesinin 2016 tarihinde verdiği karar ile nasıl vahim bir hukuki hata yaptığını anladığını umuyoruz.

 

​696 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle OHAL’e neden olan olaylarla ilgisi olmayan, insan hak ve özgürlüğü ile onuruyla bağdaşmayan; evrensel hukuk ilkelerine ve adil yargılama ilkesine aykırı birçok yeni düzenlemeler bulunmaktadır.

 

Ancak basın açıklamasında bunların tümünü tek tek ve detaylı bir şekilde izah etmemiz mümkün olamayacağından önemli ve vahim bulduğumuz birkaç düzenlemeyi açıklamakla yetineceğiz:

 

675 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler İle Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun’ un “Sorumluluk” kenar başlıklı maddesine eklenen ikinci fıkrayla;

 

​Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın, 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişilerin fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumlu doğmayacağı hükmü getirilmiştir.

 

​675 sayılı KHK 37. Madde ile devlet görevlileri hakkında getirilen cezasızlık hali, bu son KHK ile sivil ve hiç bir resmi sıfatı olmayan vatandaşlar hakkında da uygulamaya konulmuştur. Bu düzenleme hukuk devletinde kabul edilemez bir maddedir. Zira Devlet, vatandaşa hizmetini yasal kuruluşları aracılığıyla Hukuki düzenlemelere uygun olarak yerine getirir. Devletin her türlü suç karşısında önleyici, yakalayıcı ve cezalandırıcı mekanizmayı nasıl ve kimlerle işleteceği kanunlar ile bellidir. ​Devlet; bu hizmeti sağlarken yetkili ve özel eğitim almış kamu görevlileri eliyle ve yürürlükteki yasal düzenlemeye uygun yapmak ve gerekirse denetlemek durumundadır. Suçu önlemekle, yakalamakla ve cezalandırmakla görevli resmi kişi ve kurumlar yerine “Vatandaşın” bu tür özel durumlarda yetkili sayılması, herkesin kendi adaletini kendi değerleri doğrultusunda sağlama yoluna iterek hukuk devletini ve hukuki güvenliği ortadan kaldırır. Orantısız güç kullanımının önünü açar ve toplumu kendi içinde yeni bir takım hesaplaşmalara itebilir. Bu değişiklik esasen terörle mücadeleye yaramayacağı gibi tam tersi ülkemizin daha da büyük sorunlar ve hesaplaşmaların içine itecek, devletin iç  güvenliğini kişi ve grupların inisiyatifine bırakarak  tehlikeye atacaktır.

 

 

​696 sayılı KHK’ların 103. maddesiyle 5275 sayılı Kanununa eklenen EK 1 maddede tutuklu ve hükümlülere tek tip kıyafet giyme zorunluluğu getirilmektedir. Suç tipi ne olursa olsun soruşturma ve kovuşturma safhalarında bir tedbir olan tutuklama müessesesinin amacına ve ruhuna aykırıdır. Çünkü Anayasamıza göre kesinleşmiş mahkumiyet kararı olmaksızın kimse suçlu sayılamaz, ilkesi mevcut olup hakkındaki yargılama devam eden ve suçlu olup olmadığı belli olmayan tutukluya tek tip kıyafet zorunluluğunun getirilmesi “Masumiyet’’ ve ‘’lekelenmeme hakkı’’ İlkesi ile devamında da “Adil Yargılama” ilkesinin açık ihlali olacaktır. Soruşturma ve Kovuşturma sonrası verilecek olan beraat kararları sonrasında gerek Devletimizi gerek ise yargı erkini uluslararası arenada zor durumda bırakacaktır.  Tutuklu sanıkların tek tip kıyafetle duruşma salonuna getirilmesi, aynı dosyada tutuksuz yargılanan sanıkların ise serbest kıyafetle duruşmada hazır bulunması şeklinde çelişki yaratılarak sanıklar arasında ayırımcılık yapılmasına neden olarak sübjektif yargılama imajı oluşturulmasına sebebiyet verecektir.

 

​Hukukun evrensel ilkeleriyle bağdaşmayan bu ve bunun gibi düzenlemeleri Anayasamıza göre Yasama erkinin yerine getirilmesi gerektiğinde yargı erkinin denetimine tabi tutulması gerekmektedir. Yürütme erkinin kuvvetler ayrılığı prensibine aykırı olarak KHK’ nın amacına ve ruhuna aykırı düzenlemelerde bulunması temel insan hak ve özgürlüklerine de aykırılık oluşturmaktadır.

 

​Düzce Barosu olarak, Sayın Cumhurbaşkanını ve Bakanlar Kurulu’nu “OHAL’ in neden olduğu konu ile ilgili amaca hizmet eden herhangi bir hüküm içermeyen, hukuka, temel insan hak ve özgürlüklerine aykırı, hukuk devletini ortadan kaldıran 696 sayılı KHK içerisindeki yargılama sürecine ilişkin hususlardaki düzenlemeleri kaldırmaya davet ediyoruz.

 

​Kamuoyuna saygıyla duyurulur. ​

 

Düzce Barosu Yönetim Kurulu Adına

Düzce Barosu Başkanı

Avukat Azade AY

25.12.2017

16.10.2018
AV. AZADE AY
BARO BAŞKANI

BARO LEVHASI


© Web sitesi hizmeti Türkiye Barolar Birliği tarafından verilmektedir.